‘Mona Lisa’ küresel ısınma mücadelesinde

Seyhan Akıncı – Önce Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergilenen Leonardo da Vinci’nin ünlü tablosu “Mona Lisa”nın yüzünde pasta patladı ardından Londra’daki Kraliyet Akademisi’ne gelen beş iklim aktivisti, Leonardo Da Vinci’nin öğrencisi Giampietrino tarafından 1520’lerde yapıldığına inanılan “Son Akşam Yemeği” eserinin kopyası tablonun çerçevesine ellerini yapıştırdı. “Mona Lisa”ya pasta yediren protestocu, “Gezegeni düşünün. Gezegeni yok eden insanlar var, onları düşünün” diye bağırdı.

Eylem nedeniyle tabloya zarar gelmezken, pastanın bulaştığı çerçeve kısa sürede temizlendi. Londra’daki eylemde yer alan aktivist Lucy Porter, “Öğretmenlik yaparken buraya öğrencileri getirdim. Hükümet yeni petrol ve gaz projeleriyle geleceklerini yok etmeye kararlıyken onların kültürümüze saygı duymalarını beklemek haksızlık olur” açıklamasında bulundu. Peki, bu eylemler iklim krizine karşı bir farkındalık yaratıyor mu yoksa insanlığın ortak kültürüne zarar mı veriyor? Ülkemizdeki genç iklim aktivistleriyle bu eylemleri konuştuk.

Atlas Sarrafoğlu: “Kültürel kurumlar gerçekleri söylemeli”

Bu eylem biçiminin farkındalığı artırıp artırmayacağından emin değilim ama bu tür kültürel kurumlar artık gerçekleri söyleyebilmeli. Kültürel değerlerle ilgilenebilmek maalesef kocaman bir krizin ortasındayken “fazlasıyla ayrıcalıklı” bir durum. Aslında söylemek istedikleri, önceliklerimizi doğru belirlememiz ve bu gezegendeki yaşamın devam etmesiyle ilgili daha çok pragmatik hedefler belirlememiz gerektiği. Milyonlarca insan iklim krizine bağlı nedenlerle açlıktan ölüyor, su ve gıda krizleri başladı, kitlesel göçler başlayacak. Bu, sanatın güzelliğini reddetmekle veya kültürel değerlere saygı duymakla ilgili değil, önceliklerimizin şu anda kesinlikle “felaket” olduğunu söylemenin yolu. Bu sanat galerilerini gezen, doğayı sanatta anlamlı bulan, ancak ormanlarımızla birlikte yok olan güzelliği ya da her gün yok olan yüzlerce türü anlayamayan insanlar var. Şu anda önemli olan iklim krizi gerçeğini herkese duyurabilmek.

Hazal Kara: “Aktivizm yenilikçidir sanat da öyle”

Bazen seslerimizin duyulması ve karar vericilere ulaşması için farklı, toplumun yapısına aykırı gelen girişimlerde bulunabiliriz. İngiltere’de “Just Stop Oil” aktivistlerinin kendilerini sanat eserine yapıştırmaları düzeltilmeyecek bir zarara sebep olmadı ve hedefledikleri şekilde insanların dikkatini iklim konusuna yöneltti. Sanat eserlerine karşı “saldırıları” tartışmak yerine sanat, müzik, yazarlık ve benzer aktivitelerin aktivistler için nasıl bir araç olduğunu tartışmak daha mantıklı. Octavia Butler gibi iklim ve doğa konusunu ele alan yazarlar dünya sorunlarını daha duygusal, dokunaklı, kişisel ve özgün şekilde ifade etmekte. Aktivizm doğası gereği yenilikçidir, bir bakımdan sanat da öyle.

Akın Akşamoğlu: “İklim aktivizmi için kötü bir imaj yarattı”

“Mona Lisa” tablosuna yapılan saldırının dünya çapında büyük dikkat topladığı aşikâr. Fakat dikkat toplamanın ilerisine gitmedi. Kültürel esere yapılan saldırının iklim aktivizmi üzerinde kötü bir imaj yarattığını düşünüyorum. Dikkat çekmenin yolu insanlığın kültürel miras olarak kabul ettiği sanat eserlerine zarar vermekten geçmiyor. Yapılan eylemler insanları düşünmeye, araştırmaya ve aksiyon almaya teşvik etmeli. Fakat bu eylem insanların iklim aktivistlerine önyargıyla yaklaşmalarına neden oldu. Geleceğimizin yıkılması gerçeği kültürel değerlere saygı duymamamız için geçerli bir sebep değil. Asıl sinirli olduğumuz ve saygı duymakta zorlandığımız kişiler, iklim krizine dolaylı ya da doğrudan sebep olanlar. Asıl sinirli olduğumuz kişiler ülkemiz kuraklıkla, yangınlarla ve canlı nesillerinin tükenmesiyle karşı karşıyayken harekete geçmeyen herkes.

Seray Dicle Amaç: “Kuşağımızın bunu yapması hayal kırıklığına uğrattı”

İnsanlık adına yapılan eylemlerin, insanlığın ortak mirası olan sanat eserlerine zarar vermesi çok büyük bir oksimoron oluşturur. Bu eylemler iklim krizine yönelik farkındalığı artırmak yerine hâlihazırda ‘aktivizm’e karşı olan nefret ve önyargıları körükler. Karar alıcıların veya insanların dikkati bu şekilde çekilemez. Bu yöntem, hiçbir faydayı getirmemekle birlikte etki tepkiye dönüşüp daha büyük zararlar oluşturabilir. Diğer kuşaklara nazaran sanata ve bilime güvenen kuşağımızın bunu yapması beni hayal kırıklığına uğrattı. Biz dünyayı bütün hâlde korumaya çalışıyoruz. Geçmişimizden bize emanet edilen bir esere, bir yapıya zarar vermemeliyiz. Kültürel değerler, korunması gereken miraslardır ve bizim tarihsel belleğimizi oluşturur.

Yiğit Özer: “İklim krizi kültürlere saygısızlığı gerektirmez”

Sanat galerilerinde yaşanan olaylarda verilmek istenen mesajın çok açık olduğunu düşünüyorum: “Kültürel öğeler insanla oluşur, insan kalmazsa kültür de kalmaz. Bu yüzden insana, yani onu hayatta tutan doğaya sahip çıkın.” Her toplum kendinden sonra gelene maddi ve manevi bir yığın birikim bıraktı. Bu birikimler yeni oluşanlara pusula oldu ve geçmişten günümüze harmanlanmalarıyla bugünün toplumları oluştu. İnsanı yeryüzünden silecek bir etki olmadığı sürece de döngü bu şekilde devam edecek. Fakat artık öyle bir etkiyle karşı karşıyayız ve o tehdit “küresel ısınma”. Basit bir mantıkla, insanın soyunun tükenmesi demek artık kültürler oluşmayacak demektir. Londra ve Paris’teki iklim aktivistlerinin eylemlerinin de ana düşüncesinin bu olduğunu düşünüyorum. Karar alıcılara karşı kızgınlıkları da gayet doğal. Paris’teki eylemi gerçekleştiren aktivist yanlış kararlar alan yöneticilere atıfta bulunmuş. Bu konuda söylediklerine sonuna kadar katılıyorum. Fakat L. Porter’ın sözlerine tam anlamıyla katıldığımı söyleyemem. İklim değişikliğinin kültürel oluşumları etkilediği doğru. Yine de böyle bir tehdidin kültürlere saygısızlığı doğurması gerekmez.

Aydan Cemre Comba: “Benim için utanç verici”

Eylem alanı olarak galerilerin, kültür merkezlerinin ve dünya mirası olarak kabul edilen eserlerin hedef alanı seçilmesi bir iklim aktivisti olarak benim için utanç verici. Geleceğimizle ilgili bir yıkım söz konusuyken, sesimizi olabildiğince işlevsel ve dikkatli kullanmamız gerekiyor. İklim krizini önlemeye yönelik faaliyet gösterdiğimiz yolda bizim için elzem değerlerden biri güzel şeyleri, yıkmak değil yapmak. Bu sebeple sergilenen hareketin değerlerimiz dışında olduğunu ve herhangi bir farkındalık yaratmamakla beraber bilakis iklim krizi için önyargıyı artıracağını düşünüyorum. İnsanlığa ait ortak kültürel değerler, hangi amaç uğruna olursa olsun büyük bir hassasiyet ile saygı duyulması ve sahip çıkılması gereken değerlerdir. Mevcut vaziyette geleceğimizin yıkımı söz konusu olsa dahi gerçekleştirmemiz gereken eylemin öfke tarzı duygu yoğunluğundan oluşan durumlardan ziyade akla ve mantığa uygun olması gerektiğinin genç iklim aktivistleri olarak pekâlâ farkındayız.

Ela Naz Birdal: “Amaç galeri sahiplerini harekete geçirmek”

Bu eylemi yapanların amacı “Son Akşam Yemeği” eserine zarar vermek değil, hükümete Birleşik Krallık’taki yeni petrol ve gaz lisanslarını durdurmalarını talep etmekti. Şiddetsiz ve barışçıl olarak tablonun kopyası üzerinden eylem yaptılar ve sanat kurumlarına, yöneticilere, çalışanlara, sivil ve şiddetsiz direniş için çağrıda bulundular. Bu tablonun bir kopyası olmasına rağmen yapılanın sanat eserine saygısızlık olduğunu düşünenler olabilir. Oysa eylemin amacı galeri sahiplerinin de iklim değişikliğine karşı bir duruşunun olması ve tepkide bulunmasını istemekti.

Doğukan Güngör: “Hiçbir eylem kültürel değerlere zarar vermeyi aklamamalı”

Bu tür aktivist eylemlerin, gezegenimizi tehdit eden küresel problemler karşısında kalıcı çözümler üretebileceğini düşünmüyorum. Bir aktivist eylem “farkındalık” yaratmak istenen konuyla ilgili rol model oluşturarak, çözüme hizmet eden bir sonuç sunabilmeli. Bunun dışındaki eylemler “özneyi ve nesneyi” konuşur hâle getirir. “Mona Lisa” ve eylemi yapan kişi. Asıl değer önerisini konuşan çok az insan olur. Açıkcası Lucy Porter ile tam tersi bir düşünceye sahibim. Genç kuşaklar değerler konusunda daha hassas bir yapıya sahip. Hak ve hukuk konusunda neleri talep edebileceğinin farkında olan ve bunun için mücadele eden bir kuşaktan bahsediyoruz. Bu kuşağın saygı hassasiyeti var. Dolayısıyla yaş almış neslin empatisine muhtaçlar. Saygı göstermeleri için onların hassasiyetlerine saygı duymaları gerekiyor. Ama hiçbir farkındalık eylemi ortak kültürel değerlere zarar vermeyi aklamamalı. İklim krizinin asıl sorumlusunun bilincinde olan insanlar için hangi aktivist eylemler daha anlamlı çok ortada.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.